5 Eylül 2010 Pazar

Eylül'ün Sesi

Adı son olan baharlardan

Yirmi dördüncüsü

Tavanlarda çıt yok

Kahkahalar kesik

Burun toprak kokusu arar

Göz alıştığı gülümseme peşinde.

Yol akar ayağın altından

Karanlıkta ilerlersin

Arada bozuk yol lambalarının

Feri kaçık aydınlığı

Giderken yolcu yolunda

Uzaktan ıslak gelir

Eylül'ün sesi.

3 Eylül 2010 Cuma

Yakamoz

Hayırlı akşamlar abilerim ablalarım.Benim adım Naci.Arkadaşlar Kefal Naci derler bana.Babadan balıkçıyız icabında.Rumeli Fenerinde iki katlı babadan kalma bir evim,bir de senelerdir biriktirdiğimle aldığım bir balıkçı teknem var, başka bir varlığım yok şu dünyada.Balıkçılığı seneler evvel Yeniköylü Aleko Dayı'dan öğrendim.Ekaliyetten çırağız anlayacağınız.Teknemin adıda Vre oldu ustamdan yadigar kulağımda kalan kelime.Balıkçıyız dediysek tahsilliyiz ha,lise mezunluğum vardır bir de kitaba meraklıyım.Balığı öyle her saatte tutamazsın zaten.Herkes sabaha karşı giderken ben gece yarısı gider balıklar uyku sersemiyken salarım ağlarımı derinlere.Ağ kendiliğinden toplar balığımı ben dingildek taburemde okurum Boris Vianları,Rimbaudları.Yardımsever balıkçıyızdır icabında,denize düşeni çeker çıkarır,geceleri içip denize bakmaya gelen aşıkların dağılan rotalarını oturturuz yoluna yordamına.Bir de güzel saz çalarım onlara,birazda rakı olur yoldaşımız geceden sabaha.

Orta yaşlıyım artık, yolun yarısını geçeli epeyi oldu.Kuramadım bir yuva kendime.Yuva öyle ha deyince kurulamıyor malum.Hisli adamız bizde aşık olduk zamanında..Ah gençlik! Yeniköyde ustamın yanından kaçardım gençken.Kaçırır teknesini Tophaneye kadar gelirdim.Mimar Sinanda akademide okuyan güzel mi güzel bir esmer kız vardı o zamanlar.Kızın ders programını ondan iyi bilirdim abilerim ablalarım.Pazartesi,salı,çarşamba her öğlenden sonra ikindi vakti dadanırdım oralara.

Bir gün almışız haftalığımızı,çekmişiz bayramlığımızı ama nasıl jilet gibi hepsi amerikan pazarından alınma.Çıktım kızın karşısına,hiç uzatmadım direk söyledim niyetimi.Tekneye merak saldı,balığa merak sardı,şehire merak sardı,bana merak sardı.Güldürdüm bolcana,gezdik tozduk,sinemalar,tiyatrolar.Matineden matineye koştu aşkımız.Aşığız artık,deli gibi çalışıyorum.Sabahları ustamla çıkıyoruz balığa sonra o vın evine voltalanıyor.Öğlenden sonra,gece.. kız okulda derste ben denizde balıkta.

Biriktirdim paralarımı, çıktım karşısına! Dedim ardım deniz önüm sen,evlensek ya yakamozum yolumu buldur bana dedim.

Güldü bana, sadece güldü,sonra da döndü sırtını hiç bir şey demeden gitti.Ben.. bende demedim abim.Sende öyle bakma ablam bende demedim.Astım ceketi sırtıma yürüdüm Tophaneden fenere.Ayaklar davul, kafam tokmak.3 ay gündüz 3 ay gece durmadan içtim.Ustam tokatladı ben içtim, babam vurdu ben içtim.Ustam bensiz denize çıktı fırtınada alabora oldu battı.Babam kalp krizi geçirdi öldü.Kaldım bir başıma evde.Birikmişim vardı aldım teknemi,tövbe ettim aşka.Hayatımdan bana tek kalan bu yakamoz oldu,ona baktım baktım yolumu buldum.Baka baka avundum durdum abilerim, ablalarım.Kısadan hisse balıklarımız güzeldir.Harika lüferim var,tartayım mı bir kilo?

13 Haziran 2010 Pazar

Savruk Ruh

Bir ruhum ben insanlar arasında insanmışçasına dolaşan.Gündüzleri insanlar arasında dolaşır geceleri ruh olur gezerim şehirleri.Yakınlık kurarım insanlarla,mum gibi aydınlatırım onları ferim kaçana kadar,fer söner ben sönerim.Ne gözlerin önünde yitip gittim ben inanamazsınız.Ne kalp kırarım, ne de kırılırım yürekler arasında. Yürek söken insanlar vardır hani, başka insanların yüreklerini söker,kalplerini kırar yerle yeksan ederler hayatlarını.Alır o kalpleri içlerine girer,tamir eder, yüzleri güldürür vazgeçilmezleri olur,hayalleri olur,iyileşme zamanları gelince de solar giderim hayatlarında.
Sanki lanetli bir ruh gibi ne cennete alırlar beni ne de cehennemin kapısından sokarlar.Yüzyıllardan beri bedenden bedene,isimden isime dolaşır dururum kıtadan kıtaya.Tanrı hoşlanmaz benden,şeytan pek hazztmez.Birinin kaderine karşı gelir yaşattığı acıları dindiririm,öbürünün yarattığı korkuyu siler atarım yüreklerden çünkü.
Günü geldiğinde şöyle bir hatırlarlar beni, silik hafızalarda ne ismim hatırlanır ne de yüzüm.İyi günlerde unutulur,kötü günlerde akıllara gelirim.Bir çoğuna benden bir parça bırakmışımdır,onları benden daha iyi hatırlar,hayatlarında yanlarından ayırmazlar.Korur benden olan parçalar onları,bunu ben bilirim,bıraktığım bilir,parçanında kendisi bilir.
Rüzgarı geldiğinde savrulan otlar gibi savrulurum ben sevdiklerimin arasında.Gözlerinin fısıltılarındayım onların.Bir göz yaşarması yeter uyanmama.Mevsim,ay,gün farketmez.Her ihtiyacı olanın yanında biten,adı değişen,cismi değişen,devri değişse de içi aynı kalan savruk bir ruhum ben.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

HAYBEYE HAYAL

Kan terimsi bir biçimde yan yana yatıyordu adamla kadın.Adam odayı incelemeye koyuldu.Alkollü geldiği odayı pek inceleyemeden önce kendisi yatakta sonrada edepsiz zamanlarda bulmuştu.Kırmızı bir dolap hafif kısık bir ışıkta odaya haydi sevişelim düşüncesi katıyordu,alkolle karışınca bu düşüncenin tadından yenmezdi tabi.Kadına bakmıyordu,bakarsa illaki soru gelecekti.Soru daha çapkın çıktı sorulmadan,bakılmadan el attı adama.

-Kadın “ Beni seviyor musun? “Diye sordu.
-“Hassiktir.” Diye düşündü adam anında.

Konu nereden nereye gelmişti,sevmekte nerden çıktı.Kendisine çok uzak gelen,eski bir duyguyu hatırlamak istemedi.Kadına cevap vermek lazımdı.Yanında bir kadın çıplak yatıyorsa ve ikinizde terliyseniz cevap vermek centilmenliğini göstermelisiniz hayvanlığın alemi yok.

-“Burada olduğumuza göre belki”. Diye topu taca attı adam.

Kadın üstelemedi daha tam ayılamamıştı,adama sarıldı yatmaya başladı,kedi gibi sürtünüyordu.Adam sevmek konusunu bir kez daha düşündü gözünde eskisi gibi hayaller canlanmaya başladı,kulağında sesler kahkahalar duymaya başlayınca,küfreder gibi hemen bir sigara yaktı hayallerine doğru dumanı üfürdü.Hayaller nikotin arkası kaldı,göz göremez oldu,beyin rahat etti.Kadın arzulanıvermişti gene

-“Seviş benimle!” dedi.

Adam komuta aynen uydu ve kadının dudaklarına yumuldu,sonra başka yerlerine yumuldu.Yumula yumula bir hal oldu.Sevişirken kadını bu sefer epey inceledi.Sarı saçlıydı? Sevmezdi. İri göğüslüydü? Sevmezdi.Dümdüz bir kıçı vardı? Onu da sevmezdi..Bu kadınla benim burada ne işim var yahu düşüncesi ayyuka çıktı.Beyin “hayallerine ihanet ediyorsun ya!” diyerek kodaman bir biçimde lafı koydu.
Gene yan yana uzandılar.Kadın kedi gibi sürtünmeyi sürdürüyordu.

-Biz evlenir miyiz sence? Diye sordu.

Soruyu duyan adamın bütün hayalleri,eskileri geri geldi.Onlar gelince adama yer kalmadı.Hemen donunu buldu giydi,üstünü başını deli gibi giyindi.Kadının meraklı ve korku dolu bakışları altında kendini sokağa attı.Gecenin bir yarısı yarım yamalak koşuyordu.Kumsala vardı,kumsalda koşmaya devam etti.Kuma bata çıka gitmesi zordu,sinirden deli oldu küfürler savurdu kıyıya kadar geldi durdu.Ay ışığı altında kumsala bakarak oturdu.Etraf karanlıktı.Bir süre sonra ay tutunamadı denize düştü,ortalık zifire büründü.Adam karanlığın içinde ıslaklığa doğru ilerledi.Bir daha da çıkmadı.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

SÜRGÜN

Kovulanım ben
Yasaklananım.
Sınırların ardında
Tedirgince beklerim dönüş gününü.
Sınırın ötesinde değişenleri izleyerek.
Kalbime çarpa çarpa sorguya çekerim
Tek bir şey unutmadan.
Tek bir şeyden bile vazgeçmeden
Ve hiç bir şekilde bağışlanmayan.
Yasaklıyım ben bahsi bile geçmeyen
Kalabalığın içinde hiçliğe karışan
Kalbini lekeleyen bir kanıtım ben.
Ama uzun sürmeyecek burada kalmam.
Son söz daha söylenmedi.
Son yol daha gidilmedi.

4 Mayıs 2010 Salı

Son Hayal

Son Hayal
Yaşı ilerlemiş olarak uyandı.Yatakta yine tek başına uyanmıştı.Yavaşça doğruldu yataktan oturur pozisyonda kendine gelmeye çalıştı.Artık az uyuyor ama yataktan zor kalkıyordu.Vücududa beyni gibi yorulmuştu artık.Evin salonuna ilerledi büyük kemerden geçti.Balkon kapısının sürgüsünü açtı balkona çıktı.Yüzüne boğazın serinliği vurdu.Derin bir nefes aldı.Bebek eskiden olduğu gibi yine cıvıl cıvıldı kalabalıktı.Yolda yürüyen insanlara baktı.Üstünü giyindi ve evden çıktı.Kapıda emektar şöförü onu bekliyordu,arabanın kapısını her zamanki gibi kendi açtı ve öne oturdu.Şöförün yüzüne baktı.Şöför anlamıştı her Mayıs'ın sonunda aynı yere giderdi zaten.İşini gücünü tasfiye etmişti.Dediği gibi erken yaşta emekli olmuştu zaten.Araba kabataşa doğru ilerlerken,sahibi olduğu binalara tek tek bakıyordu.Biri hariç bütün hayallerini gerçekleştirmişti.Gençken kurduğu hayaller artık tükenmişti ama trafik tükenmemişti.Kabataş'a vardığında arabadan indi ve vapura bindi.Dışarda ve vapurun en arkasında oturdu.Çocukluğundan beri arkada oturup gittiği yöne değil geride bıraktığı yöne bakarak gitmeyi severdi.Vapurlar hala gereğinden fazla yavaştı gözünde.Tıngır mıngır vardı adaya yandan çarkını döndüre döndüre vapur.Ada dopdoluydu.Kalabalıktan hazzetmezdi.Fayton sırasına girmedi.Çarşının içinde ilerledi ve 5. sokakta ki boş faytonlardan birine bindi."Nizam'a çek" dedi kararlılıkla.Atlar dingildedi deh sesini bekledi sesi duyduğunda hızlandı fayton.Kalabalıktan sıyrılmışlardı,çam kokusunu içine çekti.Atlar kan ter içinde çıkardı onu tepeye.Gençliğinde ki gibi atladı faytondan,topukları acıdı ama çaktırmadı.Yavaş yavaş arnavut kaldırımı yokuşu çıktı.Kocaman bir bahçenin önünde durdu demir kapıyı ittirdi.Ağır ağır uzun bahçede ilerledi.Evin ana kapısını büyük anahtarıyla açtı.Evde üstü örtülü eşyaların üstündeki örtüleri tek tek kaldırdı yere fırlattı.Ahşap merdivenleri gıcırdata gıcırdata üst kata çıktı.Büyük balkona açılan kapıyıda açtı.Amma kapı var hayatımda diye düşündü bi an.Babasının çocukken aşağı sarktığı büyük balkonda şimdi kendisi manzaraya bakıyordu.Balkon boydan boya bembeyaz orkide saksılarıyla doluydu.Çiçekleri normalde sevmezdi,ama orkidelerle tek tek ilgilendi hepsini sevgiyle okşadı.Sallanan sandalyesine oturdu sallana sallana denize bakmaya başladı.Doktoru'nun yalvarmalarına rağmen sigara içmeyi sürdürüyordu.Zaten oldum olası doktorları sevmezdi.Yıllardır kendisine dikkat etmesini söyleyen o ses yoktu zaten,ne gerek vardı ki?Herşeyi vardı,vasiyetini bile yıllar evvelinden yazmıştı.Evin altındaki yoldan sevgililerin yürüdüğünü gördü gülümser gibi oldu.Gözlerini kapattı,aradan ne kadar zaman geçti bilemedi.Kapı gıcırtısıyla gözlerini açtı,adımları duyar gibiydi biri yavaş yavaş üst kata çıkıyordu.Balkona bembeyaz elbiseli,uzun boylu esmer bir kadın çıktı.Sapsadeydi,makyajsız yüzü bile çok güzeldi.Onun yanında ki sandalyeye oturdu kadın gülerek yüzüne bakıyordu.Neredeydin bu kadar yıldır? diye sordu.Cevap gelmedi.Bir,iki espri yaptı sevdiği kahkahayı duysun diye ama ses gelmedi."Bak" dedi, "sana ne anlattıysam gerçekleştirdim!".Ses gelmeyince anladı.Artık herşey gözüne beyaz gözükmeye başladı,bembeyaz evin bembeyaz balkonunda,beyaz orkidelerin karşısında oturan beyaz kıyafetli kadını düşündüğünde hiç görmediği eski bir hayal gördüğünü anladı."Zaman tamam mı?" diye sordu.Kadın gülümseyerek başını salladı.Yaşlı adam son bir güçle kendini salladı ve gözlerini kapadı.En güzel hayalinin gerçekleşmiş halini görmüş halde,babasının çocukluğunu geçirdiği evde ömrünü tamamlayarak sallana sallana bilinmeyene uçtu.

2 Mayıs 2010 Pazar

Hoşgeldin

hosgeldin
Hoşgeldin,
Ne de güzel seni tekrar görmek,
Eskimeden saatlerimiz,
Ellerinden tutabilmek yeniden,
Kırılıverdim unuttum sanmana,
Bir ordu gibi savaştılar unutmam için,
Unutmak ister miyim hiç?
Unutamam ki.
Kimse özen göstermedi bana
Senin kadar.
Tutmadı hayallerimden,
Ellerimi tutar gibi.
Günü geldi, gecesi kapı eşiğinde
İkibinonu çeyrek geçe
Tuttum ellerinden bırakmam
Hayal de olsan
Hoşgeldin.

30 Nisan 2010 Cuma

Teşekkür

selamlar beni biliyosunuz çok zor bi adamım.hayatımda acaip gel gitlerim oldu.bazılarınıza teşekkür etmek istiyorum.her zaman hayatımda kahrımı çeken kardeşlerim eray,aytuğ,roy,big roy,onur,mert,mutlu ve mehmete ki bu adamlar benim en leş ve bitmiş hallerimi görüp toparlanmamaktan çekinmemişlerdir,beni dinlemekten hiç çekinmeyen duygu,didem ve edaya.bütün eziyetlerime rağmen natali,selin,alen ve melisaya.lulu,nana ve zareme.has kuzenlerim mark ve remiye.60 sene evvelinden beni düşündüklerine inandığım gabriel ve elizabehte,ailemin ölmüşlerine,ve ben öldüğüm gün herşeyimin sahibi olacak olan çılgın yeğenim ELİDA ve daha doğmamış kızım olan LOLAH'a ki siz benim en yaşlı ve çekilmez hallerimi hatırlayacaksınız, ve unuttuğum varsa , dert çektirip acı içinde bıraktıklarım cehennem sebebim olanlar varsa onlardanda özür dilerim.teşekkür ediyorum.iyilik ve güzellikle kalın,adalet ve komediden ayrılmayın,hayal kurun, olmasada beceremesenizde hayal kurun.bol bol gülün,güldürmeyi becerebildiğim için hayatımda ki herkesin en güzel halini gördüm.insanlar güldüğü zaman güzel olurlar ağladıklarında ise ferdi tayfur'a benzerler,bunu unutmayın.iyi ki yanımdasınız ve yanımda olacaksınız :)

not:bu listedekiler hayatımdaki değerli dostlarımdır.yazmayı unuttuklarım ve beni unutanlar olabilir onlardanda ayrıca özür dilerim kızmayın bana :)

26 Nisan 2010 Pazartesi

AKIP GİTMEK

sıkıldı hayatının tekrarlarından
sıkıntısında ekşi bir tad vardı
24 senelik bir varoluş
varolamadan varış değişmeli
istikamet hayaller dünyası
günler karpuz çekirdeği
günlerden salı
kalemin gözünden uyku akıyor
akıp giden hayallerim misali

21 Nisan 2010 Çarşamba

...

aklımı kaçırmak üzereyim.hayallerime dinamit koyulmuş gibi.yalnızım,bir ses istiyorum ama hep istediğim ses yok.başka başka sesler istemiyorum lanet olasılar o sesi istiyorum.susun artık yapmayın bunu bana teker teker öldürüyosunuz.bitipte ona kalmazsam bensiz yapamaz,çok üzülür,toparlanmam lazım,susmanız lazım,sadece o ses lazım sadece o bakış lazım sadece o gülüş lazım siz lazım değilsiniz siz gidin o gelsin!

20 Mart 2010 Cumartesi

TRAFİK

Sabah erken bir saatte uyandım.Hava epey güneşli,berrak güzel bir gün.Bugün yazılarımı Taksim’de bir yayınevi olan Selim ağbi’ye göstereceğim.Önceden birkaç şiir ve yazımı göndermişim,beğenilmiş görüşmeye çağırılmışım.Diğer yazılarımda isteniyor.Hafif bir mutluluk ve ukalalık hakim yüzümde.Saat’e bir dikiz attım, daha görüşmeye iki saat var,güzel rahatça hazırlanıp gidebilirim.Ağır ağır sakaldan sineğimi kaydırdım,kahvaltımı basitçe ettim ve en düzgün kıyafetlerimi giydim.Görüşmelerde ilk intiba çok önemlidir düsturu edinilmiş yaş yirmidördün yarısını çeyrek geçiyor.Asansörü es geçip hızla merdivenleri iniverdim.Görüşmeye geç kalmamak,giderayak gaspa uğramamak için taksi çevirmeyi uygun buldum.Taksici esmer,kavruk bir ağbimiz.Gözleri fıldır fıldır diyalog kurma girişimleri içinde.

Taksici – Ağbi sigara yakarsam bir sıkıntın olmaz değil mi?

Ben – Yoo yak tabii.

Taksici – Eyvallah abim,bizde işte bütün gün direksiyon falan yoruluyoruz biliyorsun.

Ben- Tabii haklısın bende yakayım bari.

Sigaralarımızı yaktık kimi trafiksel küfürler içinde salıverdik dumanlarımızı taksinin içine.İstanbul’un trafiğini kilitlemişler anahtarını aynen boğaza postalamışlar,gıdım gıdım ilerlemekteyiz.Taksici ara sokaklardan gitme niyetini edinmiş beni de buna zorlamakta,zaten tıkanmış olan trafikten bunalmışım hemen kabul ediyorum önerisini.Bilmediğim tanımadığım sokaklardan gayet teröristçesine ters ve illegal girişimler içindeyiz.Birden yolun ortasında duruyoruz taksici arkasına dönüp ilkokul öğrencisi gibi isteklerde bulunuyor.

Taksici – Ağbi benim bir su dökmem lazım 2 dakikayı geçmez.

Ben – İyi hadi dökte gel gidelim.

Taksici – Eyvallah abi hemen gelirim.

Bir bu eksikti taksicinin çiş molası.Neyse yol boş görünüyor o da bizim bir ağbimiz tuta tuta nereye kadar,bırak sidiğini İstanbul’un çıkmaz kanalizasyonlarına taksici ağbicim.

Aradan 5 dakika geçti taksici hala suyunu dökemedi.Ters yoldayız karşımıza bir kamyon geliverdi.Yakıp duruyor uzunlarını gözüme gözüme,ne yapabilirim şimdi ben mi kullanacağım taksiyi yani.

Kamyoncu – Çeksene arabayı bilader ters yöndesin.

Ben – Taksici işemeye gitti gelir şimdi biraz sabredin yahu.

Kamyoncu – Ulan bu yolda işemeye mi gidilir ne ayılara kaldık arkadaş ya.

Hakikaten nerede kaldı bu dangoz,burada işemeye mi gidilir yahu.Bir kaç dakika sonra arkamıza gayet sinir sahibi 2 araba daha geldi hah şimdi sıçtık.Kamyonun ve bizim arkamıza gelen birkaç araba ile sokak iyice korna orkestrasına döndü,herkes benden bir şeyler bekliyor.

Ben – Çişe gitti gelemiyor adam.

Kamyoncu – İyide sen çek şu arabayı köşeye işimiz gücümüz var ağbicim.

Arkada ki araba sürücüsü – Hasta mısınız nesiniz yahu çekilsenize gidelim.

Kamyoncu – Çekilse sen nereye gideceksin lan yol benim geri geri çık git sokaktan.

Korna sesleri iyice artmakta.Görüşmeye kalmış on beş tanecik dakika nereye düştüm lan ben böyle.

Neyse birkaç dakika içinde taksicimiz yetişiverdi hele şükür.

Taksici – Pardon ağbicim kahvede işimi halledince birde toto oynayıverdim malum ekmek kapısı.

Ben – Bana söyleme kamyoncuya söyle sen ve annenin ırzıyla ilgili şahane düşüncelere sahip.

Taksici – Vay puşt!

Ben – Dur şimdi beni götür gideceğim yere sonra bu sokakların birinde nasılsa yakalarsın onu.

Taksici 3-5 kıvrak manevrayla yoldan kurtulur bende neticede bu trafikten kurtulur gideceğim yere giderim.Onbeş dakikacık geç olarak tabii.

Selim Ağbi – Nerede kaldın yahu gelmeyeceksin sandım.

Ben – Çişe gittim de!

7 Mart 2010 Pazar

Depdeligünlük

Yıllardan 20 nin yarısıyla buluştuğu yıl,aylardan kedilerin azdığı ay,günlerden pazar.Gayet yalnız ama gayet kalabalık bir ortamda buluştuk yine.Dışarısı ne kadar sessizse içerisi o kadar sesli.Yüksek perdeden bağırış ve çağırış hakim benlerden benlere doğru.Duygusal olanımız artık iyice salmış boş boş tavana bakıyor,hayal kırıklıklarının ayaklarında açtığı yaralardan acılı yürüyememekten şikayetçi yeni hayallerine.Neşeli olan tam gaz onu hayata döndürme çabasında komedyenüstü bir kabiliyetle espri üstüne espri patlatıyor.Gerçek insanların açtığı yaraları hayali insanlar sarmaya çalışıyor gecesini gündüzüne katarak,başka işleri yokmuşçasına.Hoş var mı acaba?Hırslı olanla inatçı olan kafa kafaya vermiş ileride hangi iş alanlarına dalacaklarının tartışmasında.Biri sinema kralı olmakta diretirken öbürü sektörden sektöre dalma hayalinde.Yani bizi sorarsan günlük cüssemize ters orantıda bir ufaklık mevcut fikirlerimizde.Dapdar bir kuyuda geniş dalgalar çıkartma peşindeyiz.Yaşayan insanların dünyasına bir dikiz atacak olursak şayet,sevgilerin çiğnendiği,umutların hiçe sayıldığı artık kesin sanırım.Aynı rotada gitmeye çalışılanların hepsi başka gemilere bilet almakta sakınca bulmamış,hat safhada bir bencillikle ilerlemekteler.Geçmişten bir yaşlının söylediği gibi,babamıza bile güvenmemeliyiz,öğüt yüksek yerden gelme ama işte insanoğlu devrimi sever her konuda olduğu gibi ona kandık bizde.Çat kapı odaya bir anda 5 sene 10 sene 15 sene önceki hallerimiz doluştu.Çocuk bahçesinden hallice oluverdik.Ne kadar saf ve ne kadar hayalperestler.Duygusal olanımız gençlik hallerine imrenir bakışlarda.Herkes birbirini teselli peşinde,hepsinin temennisi geleceğin iyi olması.Hakikaten ne kadar zamanımız kaldı ki gelecek peşindeyiz.Gerçek olmayan bir zaman diliminde,gerçek olmayan ulvi bir şahsiyetin kulaklarımıza fısıldamakta pek zarar görmediği kehaneti hepsi görmezden geliyor halbuki."Yalnız öleceksin.Hepiniz bir olup yalnız öleceksin.Güldürdüklerin yanında durmak istemeyecekler çünkü insanlar ölümü sevmez korkarlar.Ağlattıkların ise ahlarını aldığın için ardından lanet okuyacaklar.Beklediklerin hiçbir zaman beklentilerini karşılayamadıkları için vicdan azabı çekerken,beklettiklerin ömürleri boşa geçtiği için hayıflanacak." İhtiyar yaşamayan bunak,iyi sallamış doğrusu.Çok uzun oldu haklısın ama biz sana yazmazsam nasıl biz olduğumuz bilinir be günlük.Hadi tepedekine ısmarladık,en şekerlisinden bol köpüklü.Eyvallah.

BOZ

Boyumdan büyük sevgimin onuruna kalkar.
Boz bulanık dubleler.
Çamaşır asar gibi astım.
Bekleye bekleye çeken ömrümü.
Olmadı kolay.
Sizi beklerken,
Sizsizliğiniz geldi.

24 Şubat 2010 Çarşamba

TERSYÜZ

Saçı sakalına
Alkolü kanına karışır
Yaşı başına aldanmadan a
Almış yürümüş adamın.
Gerçeğine döndürdüğü hayallerde
Yalan sıçramış doğrusuna.
O bembeyaz sanarken gömleğini
Lekelerden geçilmez olmuş hanı hamamı
Gözyaşı kaçırmış kahkahasına
Sevdasının ihaneti.
Hançer saplamış ardına
Hep yüzüne baktıkları.
Ve bir kış günü teslim etmiş
Kendi sandığı ruhunu
Kalabalıklar içinde yalnız ölen
Mevsimlerden yazı seven adam.

20 Şubat 2010 Cumartesi

ZOR

Ne zordur

Hiç gidilemeyene veda etmek

Kırık dökük yollardan

Geri dönmek ne zordur

Paramparça kalplere basarak

Ayaklar kan revan yol almak

Anlık öfkelerin depremleriyle sarsılmak

Elde boş su testileriyle

Kurumuş çiçeklerin yanından geçmek.

Taş olupta engel olamayan

Yağmur olupta yağamayan

Rüzgar olupta esemeyen olmak

Dolu bakan gözlere boş bakmak

Isıtmaya çalışanları buz kestirmek

Hayal kuranların kırıklığı

Hayat vaadedenlerin celladı olabilmek.

Ne zordur.

18 Şubat 2010 Perşembe

YÜREK YAKAN

Bomboşum. Yalnızca hareketlerim, tepkilerim, alışkanlıklarım var. Kendimi doldurmak istiyorum. Bu yüzden hayaller kuruyorum.ama içkim boğaz yakan birşey.Sindiremiyorum. Düşüncelerini, komplekslerini, kararsızlıklarını alıyorum ama hiç bir şey kalmıyor. Sindiremiyorum yada çok iyi sindiriyorum... aynı şey bu. Kuşkusuz sözcükleri, zarfları, etiketleri tutuyorum; tutkuların, heyecanların hangi deyimlerin altında sıralandıklarını biliyorum, ama onları duymuyorum.Her yer çok sessiz, o hep konuşan sesler artık yok, terk ettiler adeta.İçimde bir istek var.Hevesler,tutkular,boğaz kurutucu heyecanlar istiyorum.Bende olmasa da başkalarınınkini çalmak istiyorum.Bugüne kadar yükümü bu kadar iyi alamamanın suçunu kendimde arıyorum.Gelişememezlik ürkütüyor beni.Bir yudum, bir duman alıyorum o zaman ferahlıyorum.Yine geliyor gümbür gümbür.Tutkuların ve heveslerin orada bir yerlerde olduğunu bilmek canımı sıkıyor ve dudaklarımı büktürüyor.Ani kararlar alıp yapay heyecanlar yaratmak artık para etmiyor.Para etmiyorum.Para etmemenin bu dünyada önemli olduğunu hissediyorum ama umursamıyorum.Duvarlar sıkıntımı anlıyor çatlıyor,tavanlar artık bana bolca dudak büküyor.Bomboş geldim,bomboş gidiyorum.Kendimi doldurmak istemiyorum,boşluğun güzel olduğu bir yerlere gitmek istiyorum.Yüreğimin yanmasını değil,yürekleri yakabilmek istiyorum.Yanan yüreklerin sıcaklığında dışarda ki soğuk havaya aldırmadan uyumak istiyorum.

18 Ocak 2010 Pazartesi

OYUN

Hayat bir oyundan ibaret.

Başa sarar durur kendiliğinden.

İnsan bir oyuncu oyunda.

Ağlar güler şaşırır akıbetine.

Dünya acaipce insanlar kahpece döner

Kendi etraflarında

Dünü yarını bağlıyan saatlerde

Birbirlerine ait sandıkları

Aitsizlikleridir hayatları.

Bırak bunları kenara

Vaktimiz bitmemişken daha

Duy sesimi

Hadi gel sevişelim

Savaşanlara inat şu toparlak dünyada.

15 Ocak 2010 Cuma

ÇİKOLATA

İşten geldiğinde sıkıntılı bir biçimde anahtarı o her zamanki eski ve köhne deliğe sokmaya çalıştı.Çevirmeye çalıştığında kapı gene takılmış ve hafiften ileri ve geri kaykılması gerekti.Bu her zamanki ritual hareketinden iyice bunalan çocuk kendi içinden kapının ve kapıyı yapan marangozun yedi sülalesinin ırzına geçtiğinde içeri geçmiş sigarasını yakarak arnavut kaldırımı sokakta bir ciğeri paylaşamayan iki şişman kedinin hareketsiz,tembel ve bir o kadarda cazırdıtıcı sesli kavgasını izlemeye koyuldu.

Kedilerin rahatsız edici senfonisini ahı gitmiş vahıda ucuz bir otobüs bileti bulduğunda anında tüymeye and içmiş nerden baksan Berlin duvarının ilk tuğlasının konulduğu yıl üretilmiş bir kamyon tangır tungur sokaktan içeri daldı ve koca memeli tombul bir kadının bir korseye kendini sığıştırması gibi dapdaracık bir deliğe girdi.

Kamyondan kız indiğinde irkildi çocuk o anda sigarasında birikmiş olan kül yere döküldü,ama hiç ilgilenmedi çocuk kıza bakmayı sürdürdü,kız önce şaşkın bir biçimde etrafında bakındı sonra doğru yere geldiğini kanıksayarak kafasını kaldırdığında çocuğu gördü,çocuk heyecanlandı gülümsermi diye kafasının içinde bir sorgu sual ve gözaltı süresi geçirdi ama kız pek ilgilenmeyerek eşyalarının kırılmamasıyla daha çok alakadar oldu,çocuğun ise kalbini kırdı.

Kumruların denizlikte guruldamasıyla uyandı çocuk,sıkıntılı bir şekilde etrafına bakındı.Sigarasına baktı bitmişti,kumrulara bakmayarak üstüne birşeyler geçirdi ve kapısını açtı, kapısını açtığında geçen gün kamyonda göz göze geldiği kızla bir kez daha göz göze geldi, kızın kapı komşusunun olduğunu öğrenmenin verdiği sevinçle gülümsedi,kız ona şöyle bir kafa sallayarak kapıda duran yeni gazetesini aldı kapıyı suratına kapattı.

Kapı suratına kapandığında kafasında kapının kapanma sesi yankılanan çocuğun aklına alması gerektiği sigara ve ekmek geldi,kumrulara ekmek verme zorunluluğunu kendisi iş edinmiş tam 6 aydır onlara adeta ana baba ve arkadaş görevini sürdürmekteydi,kendisine kumru babası ve deli lakabı takan koca göbekli yaşlı ve her zaman küf kokan bakkalın yolunu tutu,ekmek ve sigarasını aldı beyoğlunun üstüne gelen her zamanki yılışık ve sırnaşık kalabalığından sıyrılarak evine girdi.

Hemen denizlikteki kumrulara ekmekleri ufaladıktan sonra geceden kalma gazı kaçmakla kalmamış çoktan sınırı geçmiş olan birasını aldı ve sigarasını yakarak her zamanki taksim manzarasına bakmaya başladı,kalabalığın içinde çikolata renkli kızı gördü aceleyle bir yere gittiğini anladı, merak etti, merak edişinin ne kadar salakça olduğunu düşündü kız kalabalık arasında kaybolunca tekrar eski rutin bezginliğine döndü televizyonu açtı.

Muşmula tipli karıların birbirine adam aradığı programları hızla geçti böğürtlenli pırasa yapılan bir programda durdu tiksindi ve televizyonu kapattı,uyumaya karar verdi.

11 Ocak 2010 Pazartesi

GECENİN PUSU

Gecenin en pusunda

Kemanlar kulakta ağır ağır

Dört tedirgin ayak

Arşa çıkarlar dolana dolana

Hırsa bulanmış aşkla dönerler

Ay tepelerinde en tabak haliyle

Çatala bıçağa dokunmadan besler aşkları

Varolmayan elleriyle.

Tempo artar an ve an

Gemici düğümlü iki beden bir olur

Gecenin en pusunda

Kulaklarda fısıltı ağır ağır

İki yangın sevdalı

Arşa çıkarlar yana yana.

10 Ocak 2010 Pazar

KIZ,MİDYE VE İNCİ

Denizlerin en dibinde ki bir kum tanesiyim ben.

Gel git li bir zamanda bir midyenin içine kaçtım.

Midye çok gayretkeşti, üşenmedi işledi besledi büyüttü.

Benim gibi bir kumdan inci yapmayı başardı.

Epey takıldık denizlerin dibinde,ekmek midyeden su denizden.

Sonra zaman geçti ben şımardım,inciydim ben yeryüzüne çıkmalıydım.

Kim bulacaktı beni bu denizin dibinde?

Ne olduysa o anda oldu bir gümbürtü birden sular gitti etrafımdan.

Birden evimin çatısı fırladı garip bir şekilde heryer görünür oldu.

Bembeyazdı önce heryer,sonra bana sevinçle bakan bir çift göz.

Onun ellerinde kıymete bindim,inciliğimin doruğuna çıktım.

Ama midye gibi değildi üşendi,sıkıldı.

Attı beni geldiğim denizlere.

Atarken atma beni ben kum tanesiyim dağılırım denizde dedim.

Dinlemedi haspa.

8 Ocak 2010 Cuma

Bir Delinin Günlüğü - 7

Selam.Hala kar yağmadı.Başımın dört bir yanı buhran.Artık hayal kurmam yasaklandı biliyor musun? Beni en derinlere hapsettiler. Rahat değilim.İstediğim gibi ne konuşabiliyor,ne davranabiliyor nede yaşıyorum.Hayallerim ambargolu,sözlerim sansürlü.Her şeyim binbir kontrolden geçerek bir yerlere gitmeye çalışıyor.Sana ulaşamıyorum ordaki.Duvarlar ardına saklanıyorsun.Uzaklık soğutuyor beni seni bizi.Uzağım sana ve yasağım.Yada sen bana yasaksın, pek bir şey farketmez.Bu belki de son deli günlüğü çiçekler kokan.Kurtul geçmişinden,kurtul gelecek düşüncelerinden artık.Bu karanlık yüzünden mika hapsediyor beni,ulaşamıyorum sana,duyuramıyorum sesimi.Derinlerde de olsam hep aynı adamım ben.Sınırım yok, ucum bucağım yok,hayallerimde gerçeklerimde aynı tatta ve dokuda.Yanlışlıklardan sıyrılıp doğruya geldiğim zaman doğrunun benden kaçmaması lazım bu çok saçma.Korkma benden,uzak durma,kahkahaların çınlattığı günlerin adamıyım ben.Kasvet,hep aynı şiirler,zırvaların ortasında dört döndürme beni.Geceleri uyumayan benim,yemek yedirtmeyen,irileri inceleştiren benim.Karanlık gecelerde hiç çalışmamış kasların ağrılarını dindirip ertesi gün gene çalıştıranda benim.O evi,o tekneyi,o bütün yazıları geçmişi geleceği..Doğmamışları doğacakları olmamışları ve olacakları hepsini yapacak olan benim.Kurtul zincirlerinden,kurtar zincirlerimden,rahat bıraksın beni bu aptal beynin aptal kısmı.Tut o incelen ve giderek kemikleşen eli ulaş bana,hayata döndür.Karlar yağdığında bütün soğuklara buzlara rağmen kaldırıp bu adamı yanına getireceğim elinden tut diye,elinden tuttuğunda tamamen ben geleceğim artık.Alkolle boğamayacak bu adam beni bir daha.Ben geleceğim ve her şey değişecek.Geçmiş ve gelecek birleştiğinde, ikiyüzellialtı mevsim yaşayacağım özgür,delicesine ve bitmezcesine.

7 Ocak 2010 Perşembe

SON GÜN

Çılgınca kar yağan bir gün.İnsanoğlu hala doğayla savaşını kaybetmeye mahkum.Yolların çoğu kapalı.Gökdelenlere çok uzaktan bakan ihtişamlı bir ev.Artık eskimeye yüz tutmuş.Üç katlı asma yapraklarıyla sarılmış bembeyaz verandası karlarla kaplı.Bacası çılgınca tütmekte.Bir zamanlar epey iri olup artık yaşantısının son kırıntılarında bile devamlı düşünen veya komiklik yapmaya çalışan erimiş bir beden yatmakta yatağın sol yanında.Başucunda bir imam bir papaz,ikisi de ayrı telden,aynı yüzlerce yıllık tekerlemeleri vızıldamakta.Yaşlı adam bir sağına bakar,bir soluna,ikisine de okkalı bir küfürle kovar.Gözleri yaşlı karısıyla buluşur ve ona muzipçe gülümser,ömrü boyunca dinden,dincilerden,din adamlarından tiksinip onlarla maytap geçebilme özelliğine eşi hala aynı korkuyla karışık endişeyle bakmaktadır.Dinciler süklüm püklüm odayı terk ederken karısı başucuna oturur yaşlı adamın.Ömrünü kendisine adamış adamın ömrünün son demlerinde artık tüm gücünü kaybetmesi içini acıtır.Adam farkeder, yaşlı kadının gözü daha yaşlanmadan 1-2 espri patlatır.Yaşlı kadının kahkahası çınlatır adamın kulaklarını.Yaşlı adam babasına benzememiş beyninden zihninden hafızasından hiç birşey kaybetmemiştir.Kendine has cümlelerini hala kurar hala insanlara acaip gelir.Ömründe ne dediyse yapabilmiş olmanın verdiği huzur vardır,ulaşabildiği insanların büyük kısmı ona deli demesine pek aldırmaz.Dört göz 64. senelerinde tekrardan buluşur.Kar yağışını iyice hızlandırmıştır.Yaşlı adam hayaller görmeye başlar,onu almaya gelenleri görür,ölümden korkmadığı için dan diye belli olan ifadesiyle 3-5 dakika daha ister.Irmak rengi gözlere bakarak 64 senelik hikayeyi sona erdirdiğini söyler.Yaşlı kadının gözleri ömrü boyunca alışmadığı şekilde dolar ve akmaya başlar.Adam hıçkırıkları duymamaya başlar,ırmak gözlerde kaybolur yüzdüğünü düşlerken bir hınzır gelir ve elektrikleri kapatır.Sene 2073, bir kış günü 3 katlı evin 2. katında o hep sevdiği ve bırakmadığı gözlerde kaybolarak şuurunu kaybederek ölür deli adam.

KÜÇÜK ADA

O gece çok mutlu idim. Aylardır peşinden koştuğum o güzel ama ulaşılmaz sandığım Feriştah’ın aklını çelmiş yemeğe çıkartmıştım.Acaip başarılı bir geceydi,yerinde espriler,biraz içki,güzel romantik sayılabilecek bir yemek..Benden beklenmeyen centilmenlikte hareketlerde bulunuyordum,dolayısı ile içimde ki kıpır kıpır olan hanzo beliriverecek diye ödüm patlamıştı.Uzun zaman sonra bir karşı cins mensubu ile buluşmanın verdiği heyecan ve gaflete kapılmamış,ucuz numaralarla kızı öpme gibi girişimlere bulaşmamıştım.

İskeleden beraberce vapura binmiş Feriştah’ın Büyükada’daki yazlığına doğru en fışırtısından bir hızla ilerlemekteydik.İçim içime sığmıyordu, “hadi kaptan aştır bize denizleri” diye içimden adeta haykırıyor,heyecandan bayılacak gibi oluyor suratıma vuran boğaz esintisiyle irkiliyordum.Heyecanım hatuna da yansımış olacak tedirgin olmaya başlamıştı.Kontrolümü yitiriyor muydum acaba?Tedirginlikten kurtulmak için birkaç salak espri patlattım.Kız hiç gülmedi.Ne yapacağımı bilemedim kıza kolumu atayım dedim kıvrak bir kaykılışla kurtuldu kolumdan.İyice boka sarıyordum.Vapur iskeleye yanaşmış evine doğru ilerlemeye başlamıştık.Yürü yürü bitmiyordu lanet olasıca ada.Dakkalar vızır vızır geçiyordu.Şıpır şıpır terliyordum.Kapıya vardığımızda kuru bir “Teşekkür ederim bu gece için.” lafı işittim.Kaynar sular döküldü terin üstüne.Kapıdan süzüldü suratıma kapattı.Akıl almaz bir avanaklıkla gecenin köründe adanın ıssız sokaklarında kalmıştım.Son vapura yetişeyim evime seyirteyim diye koşar adım iskeleye döneyim dedim.İskeleye vardığımda vapur kalkmak üzereydi,Bisikleti olmayan ve bisikleti olan çocukların arkasından koşan acaip sokak çocukları gibi koştum son anda yetiştim.Tepki dolu bakışlarla vapurdaki yerimi aldım.Garson boş gözlerle geçmiş gitmiş günün gazetesine bakıyordu.Çay varmı abi dedim.Ne çayı lan bu saatte gidip eve zıbaracağım dedi.Peki abi diyemedim.Sustum.

3 Ocak 2010 Pazar

IRMAK

Bir çınar ağacıyım ben

Gövdesi genç ruhu yaşlı.

Upuzun güzel sesli bir ırmağa bakarım.

Uzaktan uzağa,hayran hayran.Gün ve gün.

Unutur beni her gece.

Her gündüz hatırlar.

Kaçamak bakar ilk gördüğünde.

Sonra sevgiyle gülümser

Güneş ırmağın dibinden

Yangın gibi doğarken..

2 Ocak 2010 Cumartesi

Bir Delinin Günlüğü - 6

Günler sonra yine ben.İyileştim sandılar ama iyileşmedim.Çok sakinim bu ara.Sakinliğimin derinlerinde türlü manyaklıklar yatmıyor değil.Eski konuşkanlığım yok,ama yazasımda pek var denemez.Bugün korkmak ne demek gerçekten yaşadım.Kaybetmemem gereken şeylerde yaşıyorum hep.Keşke bana olsa dediğim şeyler oluyor vazgeçemediklerime.Korkuyorlar,tırsıyorlar adeta bana bulaşmaya,canımı yaksınlar diye sağıma soluma saldırıyolarmış gibi geliyor.Bir dereceye kadar ürkütüp zihnimi sonrada mutlu sonla bitirip derin nefes aldırıp yaşamama izin veriyorlar.Konuşmamam,anlatmamam neşelenmemem değer vermediğim anlamına gelmez bu tip şeylerde.Tanrı o kadar acayip bir şey ki, hem kendisine isyan ettirmeyi başarıp hemde yalvartmayı becerebiliyor.Tek üstün olduğu nokta bu bence.Sana isyan edenleri yalvartabilmekten geçiyor olay.Hayat uzun,belki çift belki tek şu an için bilemiyorum,yüreğim çift diye bağırıyor kulağımın dibinde zarımı patlatasıca.Geceleri çıkacağım huzuruna, ben sana isyanı keseceğim sende bana yalvartmayı,anlaşmak zorundayız seninle bu gecelerin birinde.Benim artık yalvartılacak durumlara düşmemem lazım.Ben artık zırt pırt mızıkçılık yapan o çocuk değil,sevmem,sevdiği için yaşaması gereken,olamayacak herşeyi oldurtma zorunluluğu olan bir deliyim.Bunu bil,ben zaten biliyorum ukalalığını yapacaksan da bil.