30 Aralık 2009 Çarşamba

GÖLGELER ŞEHRİ

Geceydi.Her taraf sessiz.İstanbul uykuda.Kuruçeşme fenerinin dibindeki taşlıkta oturuyordu.Etrafında 1-2 uyuz ve uykulu kopek,sessiz sızmış 2-3 ayyaştan başka hiçbir canlı yoktu.

Deniz uykudaydı adeta, yakamozun yansımasına baktığında rüzgar esti ve görüntü bulandı.Bir elinde fotoğraf vardı öbür elinde ise şarap şişesi.Şişeyi diklemek istedi ve dikledi ama hiçbirşey akmadı boğazından aşağı.Gözünü açtı ve şişenin boş olduğunu gördü.İçinden şarabın ve şarap markalarının analarının sıvazlandığı bir küfür savurdu.

Ayağa kalkmaya çalıştı yalpaladığını farketti.Denizin kenarına gitti suya baktı.

Denizde kendisine kimsenin bakmadığına emin olduğunda arkasını döndü ve sahil kenarından yalpalaya yalpalaya yürümeye devam etti.

Kendindeydi ama değildi de.Her bankta durdu oturdu fotoğrafa baktı.Fotoğraf artık tutula tutula mıncıklana mıncıklana yavan bir kağıt parçasını andırıyordu.

Üstündeki çatlaklardan kurtulsa belkide bu şehirde ki en güzel kız surety ortaya çıkabilirdi.

Fotoğrafı taşımanın bahane olduğunu biliyordu, zaten görüntü beynine öyle bir kazınmıştı ki, ne kadar içki içse, ne kadar ilaç içse asla o görüntü hafızasından silinmiyordu.Kendisini kaybettiğinde biraz rahatladığını sanıyor ama uyanmasına yakın gördüğü düşler sayesinde bir bıçak gibi tüm hatıraları geri geliyor huzursuz şekilde uykusundan uyanıyordu.

Evine çıkan yokuşun dibine geldiğinde durdu yokuşa baktı.

Alkolden ve bakımsızlıktan şişen göbeği artık onun keyifle sıvazladığı meyhane arkadaşı değil en azılı düşmanlarından biriydi.Tıkmakla kalmayan tıktığı gibi nefessizde bırakan soluk alma denemeleriyle tepeyi bulduğunda güneşin hafiften doğmaya başlaması etrafı biraz olsun aydınlatmıştı.Tek seferde anahtarı deliğine sokup kapıyı açtığında karşısında eski püskü babadan kalma işlemeli aynasında kendisini gördü.

“Ne çirkin herifsin lan” diye içinden geçirdi.

Cebinden fotoğrafı çıkarttı.

“Ne kadar çirkinim değil mi güzel bayan” dedi.

Ne alkol ne bitkinlik need bezmişlik asla bu fotoğrafa ve bu fotoğraftaki surete olan kibarlığı ve sevgiyi bozamıyordu.

Sanki fotoğrafta ki yüz ona cevap vermiş gibi birden keyiflendi.

“Çok şirinsin güzelim” dedi ve fotoğrafı katladı cebine koydu,kafasını kaldırıp tekrar kendisine baktığında yüzünde ki gülümseme yerini hüzüne bıraktı.

Salona doğru ilerledi ve kendisini bir bohça gibi öylece bıraktı.

Gözünü tavana diktiği anda evin 100 metre ilerisinde ki sesi her zaman ki gibi çatlak ve dijital bir hoparlörden çıktığı dan diye belli olan müezzinin sabah ezanıyla yüzü ekşidi.

Sabah oluyordu ve onun için sanki gün bitiyordu.Artık gölgelerin vakti gelmişti.

Güneş demek gölgelerin ortaya çıkması ve onun hepsinden çok korkması demekti.

Adeta yıllar evvel kendisine yazılmış bir senaryo gibi hep aynı şeyleri yaşıyor,aynı şeyleri giyip aynı şeyleri yiyordu.

İnsanları sevmiyor,gündüzleri dışarı çıkmıyor,çıksa bile kimsenin yüzüne bakmak istemiyordu.

Onun tek istediği şey elindeki fotoğrafa bakmak ve biraz olsun geçmişin hatıralarıyla hala beyninin hatırladığı ve yaşadığı açlıkları özlemleri gidermekten ibaretti.

Fotoğrafı önündeki mermer sehpanın üzerine bıraktı.

Alkolün etkisi hafiften azalmaya başlamıştı.Gitti ve lavaboda bir yüzünü yıkadı.Saçı sakalı birbirine karışmış yüzüne baktı durdu.Sular kendileri havlu yardımı olmadan süzülüp süzülüp gitmeye karar verdiler.

Şehir uyanıyordu ve onun bu sese tahammülü yoktu.Araba sesi ,vapur sesi hiç yoktan okula giden yada işe yetişmeye çalışan insane sesleri..

Şehrin tüm sesleri onu boğuyordu,aceleyle pencerelerin hepsini kapattı ve perdeleri sıkıca örttü.O karanlığın hiç gitmesini istemiyordu.Aydınlık gerçekleri ortaya çıkarttığı için ister istemez ürküyordu.

Normalde bu saatlerde sızmış olması gerekirken uyanıktı ve bu onun uzun zamandır başına gelmeyen birşeydi.Midesi bulandı, uzun zamandır hiçbirşey yememişti.yine yemedi inat etti .Evin içinde dolanmaya başladı ve çalışma odasının kapısına geldi.Bu kapıyı belkide aylardır hiç açmamıştı.Elleri titremeye başlamıştı.Elleri titrediği için kendine kızdı ama küfür etmedi.

Kapının kolunu yavaşça çevirdi ve kapıyı açtı.Kapıyı açtığında gözüne keskin bir güneş ve deniz görüntüsü çarptı.Koşarak perdeleri kapattı ortalık diğer odalar gibi aynı karanlık ve loş görüntüsüne kavuştu. Cam kenarındaki piyanoya bakıyordu.Aylardır dokunmadığı piyanoya dokundu üstündeki toz tabakası parmağına bulaştı.Tüm ciğerlerini doldurup üfledi ve oda toz içinde kaldı bir sure sonra bulut dağıldı.

Elleri deli gibi titriyordu,çok heyecanlanmıştı.Uzun yıllardan sonra ilk kez piyano başına oturacağı dan diye belli olan adam kendinden utanır gibi kapağını açmaya üşendi sonrada açtı.

Pırıl pırıl tuşlar meydana çıkmıştı.Karşısındaki nota defterini açtı ve yıllar evvel kendi yaptığı bir bestenin notalarını buldu.”ELA”.

Gözleri parıldadı aklına o güzel fotoğraf geldi,Damağı kurudu ve heyecanlandı.

“Yapabilir miyim ?” dürtüsü dürtmekten çıkıp sürtmeye beynini delmeye niyetlendi.

Parmaklarını o eski ustalığıyla çatırdatarak konumunu aldı.

Notalara basmaya çalmaya başladı

5-6 saniye sonra durdu.

Çalamıyordu yanlış basıyordu.

“Olabilir” dedi “kaç zamandır çalmıyoruz.”

Bir kez daha denemek istedi.

Yine beceremedi.

Kendi yazdığı bir besteyi bile çalamadığı haline acıdı,kızdı,kırıldı.

Gözleri dolduğunda artık piyanonun başında değil eski ve gıcırdayan yatağındaydı.

Uzandı gözlerini tavana dikti.

Göz yaşlarından gözleri dolana kadar baktı sonrada kapattı ve pınarlarını rahatça boşalttı.

Boğucu ve sıcak odasında gözlerini açtı.Homurdanarak yataktan kalktı.Hala bazen eski dinçliği yerine geliyordu böyle.

Salona gitti ve her gün okuduğu aynı gazeteyi aldı.Boşanma haberini gördüğünde sinirlendi.Kendisinin kariyerinin parlak günlerindeki günlerinden birinde o fotoğraftaki ela gözlü kızla olan fotoğrafı vardı.Aynı kin ve üzüntüyle doldu.

Gazeteyi aynı ivedilikle katladı ve yarın okumak üzere yerine koydu.

Tam 12 senedir aynı gazeteyi okuyordu.

Şarap almaya giderken kapının çaldığını duydu.

Kapıyı açmaya doğru giderken kapının altından bir zarfın ittirildiğini gördü,kapıyı açtığında kimse yoktu.Homurdanarak eğildi ve zarfı aldı.

Bir iş teklifiydi.Bir okul ona hocalık teklif ediyordu ve bir orkestra kurup başına geçmesini istiyordu.Kendisinin başında çaldığı bir orkestra.

Ne kadar uzun zaman oldu diye aklından geçirdi.

İki gün sonrasına görüşmek istedikleri yazılıydı.Yazıyı katladı ve zarfı piyanonun üstüne bıraktı.Kapıyı arkasından çekti ve şarap almaya gitti.

Dersin verileceği sabah onun uyku saatiydi ve gram uykusu yoktu.

Aynada kendisine tiksinerek bakarak belkide aylar sonra traş olmaya çalıştı.

Yarım yamalak olduğu traşın üstüne dolapta temiz kalmış bir kaç kıyafetinden seçerek üstüne geçirdi ve okula doğru çıktı.

Yolda yürümekte çok zorlanıyordu inanılmaz bir ses ve ışık var gibi geliyordu.

Neyse ki okul yakındı ve hemen vardı.Kapıdan içeri girdiğinde anılarının onu bu kadar çabuk yakalayacağını hiç düşünmemişti.

Bu merdivenlerden beraber inmişti fotoğrafta ki kızla bu koridorlarda yürümüştü.

Midesinden yukarı doğru inanılmaz bir yanma hissetti.Duraksayarak duvara dayandı.

1-2 nefesten sonra gücünü topladı ve müdürün odasına daldı.

Müdürle konuşması epey iyi geçmişti.Müdür bu eski sanatçının haline çok üzülüyordu onu okulun yıllıklarında görünce çok şaşırmış sonrada biraz araştırma yapmış ve son halini öğrenmişti.

Maddi durumu kötü değil di aslında zamanında epey fazla kazanmıştı ve pek çok kira geliri vardı,ama berduş görünüşü onu acınacak bir adammış gibi hissettiriyordu etrafına.

Verilen maaşı Kabul etmedi ve parasının olduğunu söyledi dersleri karanlık biro dada yapmak istediğini söyledi.

İsteği garip bulunsada müdür tarafından Kabul edildi.

İsteklerinin eski günlerinde ki gibi Kabul edilmesi ve ciddiye alınması çok hoşuna gitmiş şekilde ayrıldı okuldan.

Güneş o kadar yakmıyordu sanki bedenini.Sahil kenarında neşeli bir yürüyüş yaptı.

Evine doğru yürürken siyah bir mercedese binen kadını gördü.

Nutku tutuldu.

Bu “o” ydu.

Elleri titremeye başladı boğazı düğümlendi.Hala eski zamanlardaki gibi güzel ve asil duruyordu.

Kendi halinden utandı adam.

Kadın onu farketmeden arabaya bindi ve gitti.

Bir rüzgar esti adamın üstüne doğru,sonra da 2 kişi omuz atarak yürüme isteklerini tacizkar bir biçimde yürürlüğe koydular.

Hissetmedi bile.

Eve doğru koşmaya başladı.O ağır cüssesiyle bu kadar kanter içinde ve deli gibi koşan adamı görenler hayretler içinde bakakaldılar.

Sonrada kafalarını çevirdiler ve hayatlarına devam ettiler.

Sanki hiçbir şey görmemiş gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder